Aynaya bakmak ya da Faşizmi tanımlamak

Onur Devrim ÜÇBAŞ

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde üç tane faşizm tanımı var. Bunlardan ilki; Gerici, ırkçı ve saldırgan anamalcı öğelerin açık buyurganlığına dayalı düzen. Anamalcı sözcüğü ise kapitalistin öztürkçesiymiş. Hem zaten iyi olmuş anamalcı sözcüğü, devletin resmi sözlüğünde kapitalist gibi ideolojik, keskin kelimeler olmamalı elbette. (Biri 1984’mü dedi)

İkinci tanım ise İtalya’da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen olarak tanımlanmış. Yani yaşanmış ve bitmiş bir dönem sadece(acaba ?)

Son tanım ise belki de en doğru tanım; demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti.

Mazide kalmış ucube

Bu tanımlardan yola çıkarak faşizmin nasıl bir şey olduğunu az çok düşünebilmemiz gerekir. Ama çoğunlukla olan şey bu değildir. Faşizmin mantığını ve düşünce şeklini kavramamızı engelleyecek şekilde kavramlarımız imgelerle ve isimlerle doldurulmuş, bu yüzden düşüncelere yer kalmamıştır. İşte bu nedenle faşizm denildiğinde ilk aklımıza gelenler gamalı haç, Hitler, Nazi Almanyası, Mussollini’dir sadece. Ancak bunlar uzak geçmişte kalan aşırılıklardır sadece, 1945 tarihi tüm bu aşırılıkları ezen ve yeni bir statüko oluşturan bir milat olarak önümüzde durur ve bizi tatsız geçmişimizden ayırır. Artık faşist devletler yoktur. Artık ne aşırı milliyetçilik kalmıştır ne ayrımcılık. Neden mi? Çünkü etrafta hiç gamalı haç yoktur.

Biçim değil İçerik

Egemen güçler tarafından yaratılan ve geliştirilen faşizm algısı bize faşizmin kötü ve uzak olduğu yanılgısını benimsetmek için kullanılan bir simülasyondur. Faşizm içinde yaşadığımız laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin yanında sadece bir aşırılıktır. Bu yanılsama ülkemizde de milli eğitim eliyle halkın kafasına yerleştirilmiştir. Bu nedenle faşizmi sadece gamalı haçlarda, Hitler bıyıklarında arayan ve bunları-doğal olarak-bulamayınca “Kahrolsun Faşizm” diyen komünistlere anlam veremeyen geniş kitlelerle karşı karşıyayız.

Bu tam da hakim güçlerin isteği bir şeydir. Oysa farkında olmamız gereken şey faşizmin biçimde değil içerikte olduğudur. Çünkü faşizmin kılıfı ister islami ister milliyetçi/ırkçı ister ulusalcı ve hatta özgürlükçü olsun, temel nitelikleri aynıdır ve hep aynı tarihsel görevini; sol hareketlerinin bastırılması ve boğulması görevini üslenir.

Faşizm: Dün ve Bugün

Peki o zaman faşizm ve onu ayırt etmemizi sağlayacak politik/ideolojik özellikleri nelerdir? Bunun örneklerini tarihte Nazi Almanya’sında, Mussolini İtalyası’nda görmek mümkün. Ama ne zamanda ne de mekanda o kadar uzağa gitmeye gerek var bence. 1980 askeri darbesiyle birlikte Evren Türkiye’si diye adlandırmaktan kaçınmayacağım bir ortam yaratıldı. Bu dönemdeki zulüm bana kalırsa ne Nazilerden ne de diğer faşist devletlerden daha azdır. Milyonlarca kişinin fişlendiği, on binlerce kişinin hapse atıldığı, sansürün, işkencenin halkı sindirebilmek için fütursuzca uygulandığı bir dönem geçirdi Türkiye. Yeni yeni hatırlamaya ve hesaplaşmaya başladığı bu dönemi anlatırken faşizm sözcüğünden o kadar çekinmiyor artık insanlar. Ancak bir noktada yanılıyorlar. O nokta da askeri diktanın kendilerini “ebedi” bir korumaya alan geçici 15 inci maddeyi anayasaya koyup yönetimden çekildikleri 1983’ten itibaren Türkiye’nin faşizmden kurtulduğu. Oysa Türkiye Cumhuriyeti o zaman ne kadar faşist bir yönetim ise şu an da o kadar faşist bir yönetimdir. Değişen tek şey demir yumruğun kadife bir eldiven giymesidir, hepsi o kadar.

Faşizmin nitelikleri hakkında bir çok çalışma olsa da ben bu yazıda Türkiye’nin faşist niteliğini ifşa etmek için Dr.Lawrence Britt’in 2003 yılında kaleme aldığı “fascism anyone ?” adlı makaleyi kullanacağım. Britt bu makalesini yazarken Hitler (Almanya), Mussolini (İtalya), Franco (İspanya), Suharto (Endonezya) ve Pinochet (Şili) örneklerini inceleyerek ortak 14 tane özellik bulmuş ve bunları “Faşizmin 14 Karakteristiği” olarak adlandırmıştır.

1) Nüfuzlu ve sürekli bir ulusalcılık…

Doğuda çocuklara bayrak yaktırılması sonucu oluşan ulusal histeriyi düşünün, vatanseverlik evindeki bayrağın büyüklüğü ile ölçülmeye başlanmıştı.Ayrıca Dağlıca baskınından sonra ortaya çıkan linç ve saldırı olaylarını, bugün dahi daha büyük bayraklar, büyük ayıpları örtüyor yalnızca.

2 ) İnsan haklarının tanınmasının hor görülmesi…

Devletin birincil belgesi anayasa da dahi insan hakları sayıldıktan sonra bunun devletin güvenliğiyle çelişemeyeceği belirtiliyor, hapishanelerdeki tecrit dayatması yüzünden ölen 122 insan ve sakat kalan 600’den fazlası, artık sıradanlaşan insan hakları ihlalleri, kahrolsun insan hakları sloganı atan polisler, işkencede öldürülen yüzlerce insan.

3 ) Birlik için bir düşman veya günah keçisi belirlenmesi…

Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur, dört yanımız düşmanlarla çevrili, ayrıca sürekli gündemde tutulan bir şeriat paranoyasıyla islami hareketi, komünizm paranoyasıyla emek hareketini bastırma girişimi.

4 ) Asker üstünlüğü, askerlerin aşırı söz hakkına sahip olması…

İç hizmet kanunu, darbecileri koruyan “geçici” 15.madde, ABD işbirlikçisi MGK, askerin eleştirilmezliği, doğudaki kirli savaşa harcanan milyar dolarlar ve askerin siyasete sınırsız sorumsuz karışma hakkı.

5 )Dallanıp budaklanmış bir cinsiyetçilik…

“Sol” Chp’nin bile kadın milletvekilleri iki elin parmaklarını geçmezken, kadınların temsili sadece lafta kalıyor, her alanda kadınlar ve eşcinseller ezilirken örgütlenmeleri -Lambdaİstanbul- kapatılmaya çalışıyor. Tecavüzcüler aklanırken, töre cinayetleri devam ediyor.

6 ) Kitlesel haberleşmenin kontrol altında tutulması…

Yürüyüş ve Atılım başta olmak üzere devrimci basının sürekli yayın durdurma cezalarıyla susturulmak istenmesi, Youtube ve ekşi sözlük başta olmak üzere onlarca İnternet sitesine getirilen sansür, savaş çığırtkanlığı yapan kartel medya.

7 ) Milli güvenlik saplantısı…

Bu kış komünizm gelecekten, bu kış şeriat geleceğe evrilen süreçte rejime muhalif hareketler daima milli güvenliğe aykırı yalanlarıyla bastırılmaya çalışıldı. Temel insan hakları dahi rejimi tehlikeye sokmaması şartıyla kabul edildi.

8 ) Dinin ve devlet yönetiminin birbiri içine geçmesi…

Hiçbir zaman ne sosyal devlet, ne hukuk devleti olabilmiş olan Türkiye aslında laik bir ülke de değil. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlar tarafından yapılan müdahaleler, cemevlerinin ibadethane sayılmaması, hristiyanlara ve yahudilere yönelik sistemli asimilasyon politikası ve zorunlu din dersleri bunun göstergeleri aslında

9 ) Şirket güçlerinin korunması…

TÜSİAD ve MÜSİAD’ın çıkarlarınca yönetilen hükümetler, sürekli gündeme getirilen vergi afları ve indirimleri, yolsuzluklara göz yumulması ve nice hortumcular.

10 ) Emekçilerin (işçilerin) ezilmesi…

Sendikalaşması zorlaştıran veya kendi sarı sendikalarını güçlendiren siyasi iktidarlar, 2007 ve 2008 1 Mayıs’ı, polis şiddetiyle ve medya sansürüyle ezilen grevler , haberimizin dahi olmadığı yörsan, desa, unilever, dearsan direnişleri

11 ) Aydınların ve sanatın hor görülmesi…

“Ben böyle sanatın içine tükürürüm” sözleri, sanatın ve sanatçının desteklenmemesi aksine engellenmeye yada yozlaştırılmaya çalışılması, aydınlara getirilen AB’ci ve Soros’çu yaftası, yazarlara yapılan 301 saldırıları.

12 ) Suç ve ceza konusunda aşırı saplantı…

Polis vazife ve salahiyet kanunu, arttırılan polis yetkileri, değiştirilen Terörle Mücadele Yasası ve sonuçları; hapiste katledilen Engin Çeber, arabasında vurulan Baran Tursun, polis tekmesiyle ölen Feyzullah Ete, üzerine ateş açılan Çağdaş Gemik, Felç edilen Ferhat Gerçek

13 ) Kök salmış adam kayırma ve rüşvet…

Örneğe gerek var mı,ayrıca her alanda inanılmaz boyutlara ulaşan kadrolaşma

14 ) Hileli seçim…

Bunu engellemek için hala parmak boyayan bir ülke burası,oyların okulların sobalarında yakıldığı yada çöplüklerden toplandığı hem zaten tankları sokaklara sürerek bir şeylere ayar çekmek yada aşiretlerin oylarını satın almak hile değil midir?

Sonuç Yerine: Gerçeğin Çölüne hoş geldiniz

Bu maddelerin de açıkça gösterdiği gibi Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti değil faşizan bir yönetimdir. Bu niteliği yukarıdaki özelliklerin Cumhuriyetin bir dönemine özgü olmayıp 85 yıl boyunca sistematik bir şekilde devam etmesinden de anlaşılabilir. Bu yüzden yapılması gereken cumhuriyetin “kazanımlarını” övmek değil devrimci bir dönüşüm için harekete geçmektir.

Yorum Yapın